Bir Sevgi Fetişinin Ağzından…

İnsan ayrımı yapıyormuşum, ben bir faşistmişim.
Evet evet bunu kulaklarımla duydum.
Çok kızdım önceleri, isyan ettim. Ben insan ayırmam diye haykırdım defalarca.
Meğer haklıymış.
Tabiki ayırıyorum.
Sevdiklerimi daima bambaşka yerlere koyarım, saydıklarımı,
değer verdiklerimi hep ayırırım.
Ayrıca yeryüzünde kötülük yapmış insanları da, grupları da ve o gruplara mensup herkesi de
bir itin poposuna yuva yapabilecekleri kadar derinlere sıkıştırabileceğim doğrudur.
Ben bir sevgi fetişiyim.
Bunu seviyorum, bunu sevmiyorum diye ayıran bir faşistim demek.
O halde yaşasın faşizm demeliyim. Yok yok yine de o çirkin kelimeyi kendime yakıştıramam.
Değer verdiklerimi ayrı tuttuğum, değerlerim çakışmasın diye kıyaslamadığım,
gerektiğinde ayrı ayrı yerlerde tuttuğum insanlar için insan ayrımı yapan bir faşist olmuşum.
O zaman aşkı da sevgiyi de tek başına yaşayacaksın,
o zaman kimseyi ayırmak zorunda kalmazsın
ve kimse sana faşist diyemez.
Diyeceksinki “e tek başıma yaşarsam o zaman aşk olmaz, sevgi de paylaşılmazsa ölür”.
E karar ver, işine gelirse. Herşeyi deneyerek bulamazsın.
Ya sevdiklerimi, sevmediklerimden ayrı tutar faşist olurum yada defolur giderim arkadaş.
Elindekiyle az da olsa mutluysan tadını çıkarmayı bileceksin.
Zamanı gelir bir üst tura geçersin, bir seviye yukarıda oynarsın, kimbilir.
Yoook bana göre değil diyorsan oyuncu olamazsın, oyuncak olursun.
Geri dönüşümümüzü sağlayacak atık tesisleri, fabrikalar falan da yok. Yok olacağız yani.
Chaplin’in bir cümlesi herşeyi özetliyor aslında:
“Hayat dar alanda trajedi, geniş açıda komedidir”.
Ya geniş açıdan bak ve gülümse, yada dar alanda sıkış, tıkış…
Dar alan sevenlere bir uyarı!
Orada hayat hep itiş, kakış.

BİRAZ ZIRVA İYİDİR

Depresyona giriyorlar teker teker,

Çok zor diyorlar, acaba ne tedavi eder?

Onca güzellik var yanlarında, bu musibet ile izdivaç ederler.

Sıhhatleri vardır, bilmezler,

Kiminde para da çoktur, nası yenir bilmezler,

İpe, sapa gelmez mevzulara kilitlenirler,

Anahtarı bir kerize verirler,

Sonra deliricem of derler.

Alıp başlarını giderler,

Mekan mekan gezerler,

Yataklarına girdiler mi çıkmak nedir bilmezler,

Zaman hırsızı bunların hepsi.

“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.”

İlişme bana hastayım derler,

Kutu kutu pense, ilaçları içerler,

Zat-ı aktar olanlar bu işlere gülerler.

Bir kıtada açlık var, dolabında aşlık var

Robinson Crusoe ‘nun bile köle möle Cuma’sı var,

Bak hala sorup duruyor: Şu kocaman şehirde, benim nerde kimim var?

Bedeni terketmemişse o can, sonuna kadar yaşayacaksın.

Birileri senin hayatını çalıp yaşarken, sen birilerinin hüznünü taşımayacaksın.

Başlatma depresyonundan, hep şımarık mı kalacaksın!

Evet fazla ileti gitti bu şiir, bu bir,

İki ne diye sorarsan, boşver delidir şair.

Tatsız Bir Son.

Geçtiğim yollar eğriydi, çok taş vardı, ayağım sık sık takıldı,

dizlerim yaralandı, dirseklerim parçalandı. Etrafta pek kimse yoktu… ıssız.

Bir telefon kulübesine rastladım, 3-5 dostumu aradım.

“Gel artık, buralar güzel” dediler. Özlemiştim, kandım.

Düz bir yola geldim, dümdüz bir ova, sonunda şehir dedikleri kalabalık, kocaman bir kasaba.

İşte tam orada kalp kırıldı, ruh incindi, bilgelerin yerini soytarılar edindi.

Hiçkimse böyle söylememişti.

Şefkatten, dürüstlükten, incelikten eser yoktu. Yazık, çok tatsız bir son oldu.

Herkesin Ritmi Kendine

… kısacası; hep çok yoğundur insanoğlu.
Açamaz bazen o telefonu, bakamaz karşı masaya başını kaldırıpta,
cevap veremez iki satır yazıpta. Kısacası herkesin ritmi kendine yoğun.
Hep en önemli olan, hep en stresli olan, hep bahanesi olan.
Neticede bir çok şey gibi yok olan.
Bir dakika sonra ne olacağını bile bilmeden yaşıyoruz ancak yinede
daha iyi olabilmek adına bir dakika sonra olamayacak insanlar olduğumuzu unutuyoruz.
Kısacası; kimse ölmek istemez fakat herkes cennete gitmek ister.
Bu uğurda kendimize uğur getirdiğine inandığımız saçmalıklar ediniriz.
Bilimi sabote eden, batıl inançların hüküm sürdüğü bu karanlık,
bataklığı andıran bu topraklarda ışığı yalnızca egolarımızda aramak,
bir bebek odasında 4 yetişkin misafir ağırlamak gibi.
Hepimizin kendi hayatları tabiki.
Hayatta kalmak için elbette dilediğimiz gibi yaşamakta özgürüz,
hayatta kalmak ile yaşamak arasındaki ince çizgiyi farketmeden herşeye yetişmeye çalışarak.
Yol alırken kanayan dizlerimiz, dökülen dişlerimiz, uyuşan beyinlerimiz.
Kimimiz bir sisteme kanamadık, şöyle rahatça bir dertlerimizi dökemedik,
bir türlü ruhlarımızla uyuşanla sevişmekten uyuşamadık.

Sizin Dev Kanatlarınız Var Mı ?

Sonlarını bilerek girdiğimiz oyunların verdiği acıya bağımlı olmak
bizleri birer mazoşist yapar mı?
Sanırım yapar.
Sadece sonu olan şeyler acı bazlı hazlar barındırır.
Çünkü mutluluk sonsuzdur. Doğaya duyulan sevgi gibi, anneye, çocuğa,
bedene sunulan haz gibi, hatta tanrıya duyulan aşk gibi.
Geçici zannetiğimiz o mutlu anlar aslında geleceğimize doğru üflediğimiz birer nefes.
İleriki bir zamanda tekrar içimize çekebilmek, hayatta kalabilmek adına.
Sıkışıp kaldığımız, araf diye nitelendirdiğimiz o keder anları aslında kader değildir.
Sadece çözülmeyi bekleyen birer havuz problemidir.
Çözmek için bazen formül ararız, bazen kopya çekeriz,
bazen cevabı biliriz ama emin olamayız.
Bu durumda havuzu boşaltmak bence en iyisi.
Sonrasında dilediğimiz oyuncağı, rengarenk deniz yataklarını içine atıp,
ağzına kadar suyu basıp kendimizi suya bırakmalıyız derim.
Bazı garanticiler var aramızda suyu sığ olsun isterler..
yada bir can simidi olsun yakınlarında. Hatta öyleki cankurtaran isteyen bile var.
E pes bu kadarıda artık!
Kimse boğulmak istemez fakat unutmamak gerekiyor, o otokontrol denen virüs var ya!
Çook tehlikeli birşey.
Bütün pratik yapman gerekenleri yerin yedi kat dibine gömer seninle beraber.
Hiç ummadığın bir anda kontrolü kaybedince su yutup, belki biraz çırpınmak yerine,
yürürken soluk boruna kaçan iki kanatlı küçücük bir canlı seni canından edebilir.
Kendini özgür kıl, su yut, çırpın, panik yap, yardım iste.. İnsani ne kadar duygu varsa kullan.
Kurtulursun.
Herşeyi duyma, herkesi dinleme, herşeyi okuma,
bazen bilme, kendini durmadan kontrol etme.
Sadece dene, öğren ve özgür ol. O zaman boğulmazsın.
Çünkü özgür insanların dev kanatları vardır.
Çok çok ne mi olur?
Yüksekten çakılır irtihal ederiz.
Ama namımızla yaşarız.

Lütfen ek’teki videoyu izleyin. Hatta izledikten sonra bir de dinleyerek okumanızı tavsiye ederim.