Hayalet Isırıklar

Gördüklerimizin ötesinde hissetiklerimiz ve ötesinde yaşadıklarımızdır bizi özgür kılan. onlara sarılıp bulutların üzerine çıkmak yada kaçıp bir kuyuya düşmek artık tercih meselesi. Herşey ellerimizde değil gibi görünsede aslında tamamen bizim ellerimizde.  Yüreklerimiz bile. Birine ellerinizle dokunurken, yüreğinizin ritmi, rengi ona bulaşır. Hatta bazen o kadar ki bulaşınca çıkmayan kırmızı bir leke.  Bunun bir de siyah olanı var. Kimimiz göremesede çokça siyah lekelerimiz var. Bazen en yakınlarımızın bulaştırdığı bazen bir yabancının bırakıp gittiği lekelerdir onlar. Hayalet ısırıkların ürküttüğü tenlerin üzerinde beliren o siyah lekeler. Ne kadar da göze batıyor ve pürüzlüler. Paslı demirlere sürtünseniz onu gün ışığına kavuşturur, isimlerini kazıdığınız künyelerinizi bir dokunuşta parçalar. Peki biz napıyoruz? Bazılarımız bile bile, bazılarımız farkında olmadan o siyah lekeleri taşıyan bedenlerimizle başka bedenleri parçalıyor, başka ruhlara tazminatını karşılayamayacağımız hasarlar veriyoruz. Yıkım kararı çıkarıp yenisini inşaa ettiremeyeceğimiz yegane mabedlere yegane evlere neler yapıyoruz tanrım! Bağışla. Restore etmek fikri cazip gelirse sakın aldanmayın. Yapılan istatistiklere göre her restorasyon çalışması sırasında en az bir can kaybı yaşanmakta. Peki ya o sen ise ya da sen oysan…

Gece Erkek, Gündüz Kız Çoçuğu

Geceyi daha çok severim, gündüz kıskanmasın ama..
Geceye erkek çocuk mualmelesi yapılırken, gündüze kız çocuk muamelesi. Ne fena ama!!!
Artık gündüzler duru ve tutsak, iffetiyle orada.
Geceler daha özgür ve edepsiz tüm canlılığıyla.
Neden hep bu kayırma?

Hayatın içinde o kadar kalabalığız ki, her an’a her cana yetişmek istioruz.
İmkansızı isteyip isyan ediyoruz, özgürlüğüne kastettiğimiz ruhumuzun üzerine ılık suyu boşaltıp, kara yatırıoruz,
birgun orada unutup kaskatı kalıp çatlayacağız diye endişe ediyorum.
Tamda akmak isterken yakalanıp bir şişeye, bir kaba yada kaçarken bir sona kapatılacağız.
Olumsuz olarak öğretilen herşeye rağmen herşeyi yapmak istiyoruz yada herşeyi bırakmak.
Kimine göre boktan seçmeli hayatın kendisi.
Çoktan seçmeli olmasa da hayat güzel değil mi? En tehlikeli yanı bu işte, çok çekici.
Tıpkı bir bebeğin kokusu gibi, güldüren bir çift göz, uyutan bir söz gibi …

İçtiğin her şarabın bir hikayesi var. peki ya senin?
Can yakacak, şaşırtacak yada muazzam bir kahkaha atmamı sağlayacak nelerin var?
Aslında bunları sormamın nedeni merakım değil. hatırlaman gereken bişeyler olduğu için soruyor olabilir miyim?
Hatırlaman gereken bir hayatın, yapman gereken şeyler…
Hepsi iç içe, zincirleme.
Tutkuyla hayalini kurduklarından, tutsaklıklar yüzünden vazgeçmek can yakar.

Biraz Es Verin

İnsanların yaşam mücadelelerinin uğultusu gün geçtikçe yormaya başladı ruhumu. Depresif tiplerin, tipsiz sorunları ile uğraştıklarına yalancı şahitlik etmek, doğru olan şeyleri görmemi engelliyor, gölgeliyor artık. Zaten mutluyken sırıtan tavırlarım çarpar herkese, 1000 watt’lık bir ışık saçarım belki bazen gözlerinizi acıtırım ama bırakın mutsuzken de eğilmiş bir çam gibi durayım, karanlığımı yaşama hakkıma darpta bulunmayın. Beni benden daha iyi motive edecek bazı şeyler, aramız çok iyi olmasa da tanrıdan gelir, biraz es verin.

Bir durun!!! bir susun!!!

Kendi hayatlarında konuşacak şeyleri dahi olmayan insanlar! Başkalarının hayatlarını konuşmayın. Biraz müzik açın, elinize bir bardak viski, martini yada bir kadeh şarap alın, gözlerinizi kısın, zihninizi boşaltın… başkalarının hayatlarının içine boşalmayın hayır! Daha büyük keyiftir zihninizi dışarı boşaltmak emin olun.

Aslında gülümsemek çok basit bir eylem (belki az önce yaptığınız gibi) ama birilerinin canını sıkmak, yamalı asfaltların üzerine plan kurmak inanın çok daha meşakkatli ve çok daha yorucu. Nereden mi biliyorum? Bende zaman zaman kötü bir insan oldum. Çabam bir daha kötü olmamak üzere ve  “beni bu hale getirdiler” bahanesinden kurtulmak üzeredir.

Luka