… kısacası; hep çok yoğundur insanoğlu.
Açamaz bazen o telefonu, bakamaz karşı masaya başını kaldırıpta,
cevap veremez iki satır yazıpta. Kısacası herkesin ritmi kendine yoğun.
Hep en önemli olan, hep en stresli olan, hep bahanesi olan.
Neticede bir çok şey gibi yok olan.
Bir dakika sonra ne olacağını bile bilmeden yaşıyoruz ancak yinede
daha iyi olabilmek adına bir dakika sonra olamayacak insanlar olduğumuzu unutuyoruz.
Kısacası; kimse ölmek istemez fakat herkes cennete gitmek ister.
Bu uğurda kendimize uğur getirdiğine inandığımız saçmalıklar ediniriz.
Bilimi sabote eden, batıl inançların hüküm sürdüğü bu karanlık,
bataklığı andıran bu topraklarda ışığı yalnızca egolarımızda aramak,
bir bebek odasında 4 yetişkin misafir ağırlamak gibi.
Hepimizin kendi hayatları tabiki.
Hayatta kalmak için elbette dilediğimiz gibi yaşamakta özgürüz,
hayatta kalmak ile yaşamak arasındaki ince çizgiyi farketmeden herşeye yetişmeye çalışarak.
Yol alırken kanayan dizlerimiz, dökülen dişlerimiz, uyuşan beyinlerimiz.
Kimimiz bir sisteme kanamadık, şöyle rahatça bir dertlerimizi dökemedik,
bir türlü ruhlarımızla uyuşanla sevişmekten uyuşamadık.
Sonlarını bilerek girdiğimiz oyunların verdiği acıya bağımlı olmak
bizleri birer mazoşist yapar mı?
Sanırım yapar.
Sadece sonu olan şeyler acı bazlı hazlar barındırır.
Çünkü mutluluk sonsuzdur. Doğaya duyulan sevgi gibi, anneye, çocuğa,
bedene sunulan haz gibi, hatta tanrıya duyulan aşk gibi.
Geçici zannetiğimiz o mutlu anlar aslında geleceğimize doğru üflediğimiz birer nefes.
İleriki bir zamanda tekrar içimize çekebilmek, hayatta kalabilmek adına.
Sıkışıp kaldığımız, araf diye nitelendirdiğimiz o keder anları aslında kader değildir.
Sadece çözülmeyi bekleyen birer havuz problemidir.
Çözmek için bazen formül ararız, bazen kopya çekeriz,
bazen cevabı biliriz ama emin olamayız.
Bu durumda havuzu boşaltmak bence en iyisi.
Sonrasında dilediğimiz oyuncağı, rengarenk deniz yataklarını içine atıp,
ağzına kadar suyu basıp kendimizi suya bırakmalıyız derim.
Bazı garanticiler var aramızda suyu sığ olsun isterler..
yada bir can simidi olsun yakınlarında. Hatta öyleki cankurtaran isteyen bile var.
E pes bu kadarıda artık!
Kimse boğulmak istemez fakat unutmamak gerekiyor, o otokontrol denen virüs var ya!
Çook tehlikeli birşey.
Bütün pratik yapman gerekenleri yerin yedi kat dibine gömer seninle beraber.
Hiç ummadığın bir anda kontrolü kaybedince su yutup, belki biraz çırpınmak yerine,
yürürken soluk boruna kaçan iki kanatlı küçücük bir canlı seni canından edebilir.
Kendini özgür kıl, su yut, çırpın, panik yap, yardım iste.. İnsani ne kadar duygu varsa kullan.
Kurtulursun.
Herşeyi duyma, herkesi dinleme, herşeyi okuma,
bazen bilme, kendini durmadan kontrol etme.
Sadece dene, öğren ve özgür ol. O zaman boğulmazsın.
Çünkü özgür insanların dev kanatları vardır.
Çok çok ne mi olur?
Yüksekten çakılır irtihal ederiz.
Ama namımızla yaşarız.
Lütfen ek’teki videoyu izleyin. Hatta izledikten sonra bir de dinleyerek okumanızı tavsiye ederim.