DÜNYA

Rengarenk ışıklarla donatılan bir sahnenin karanlık oyuncularıyız sadece. Savaşın sadece bir oyun olduğu, laboratuarlarında işkence tekniklerinin geliştirildiği, her türden canlının kobay olarak legal olarak kullanılabildiği acımasız bir setteyiz. Sıraysıyla öğrettikleri şeyler tüm kıtalarda hep aynı. Korku, din ve para. Şeytan üçgeni gibi geliyor kulağa. Sonra derlerki her duyduğuna inanma. Bu da işin kılıfı olabilir mi acaba? Doğuştan gelen en kıymetli yeteneği, sevmeyi köreltmek adına kurulan onlarca sistem, yazılan onlarca yalan hikayeye rağmen birileri çıkar birilerine aşık olurlar. Ama yasak elma diye birşey atmışlar ortaya, takılırsan oltaya ya yalnız ölürsün ya mutsuz,eksik yada yüreğin delik deşik.. Tıpkı dünya gibi.. hani şu sürekli kızdıgın, bereketi etiketinde olan, sadakati masum bedenlere sıkılan mermilerle ölçen, tutkunu, şehvetini söndürmek için hastalık icat eden, Kıymetli ölülerimizi süsleyebilmek için sedefli mezartaşlarını doğa ananın ortasına korkuluk gibi diken.

Bir Sevgi Fetişinin Ağzından…

İnsan ayrımı yapıyormuşum, ben bir faşistmişim.
Evet evet bunu kulaklarımla duydum.
Çok kızdım önceleri, isyan ettim. Ben insan ayırmam diye haykırdım defalarca.
Meğer haklıymış.
Tabiki ayırıyorum.
Sevdiklerimi daima bambaşka yerlere koyarım, saydıklarımı,
değer verdiklerimi hep ayırırım.
Ayrıca yeryüzünde kötülük yapmış insanları da, grupları da ve o gruplara mensup herkesi de
bir itin poposuna yuva yapabilecekleri kadar derinlere sıkıştırabileceğim doğrudur.
Ben bir sevgi fetişiyim.
Bunu seviyorum, bunu sevmiyorum diye ayıran bir faşistim demek.
O halde yaşasın faşizm demeliyim. Yok yok yine de o çirkin kelimeyi kendime yakıştıramam.
Değer verdiklerimi ayrı tuttuğum, değerlerim çakışmasın diye kıyaslamadığım,
gerektiğinde ayrı ayrı yerlerde tuttuğum insanlar için insan ayrımı yapan bir faşist olmuşum.
O zaman aşkı da sevgiyi de tek başına yaşayacaksın,
o zaman kimseyi ayırmak zorunda kalmazsın
ve kimse sana faşist diyemez.
Diyeceksinki “e tek başıma yaşarsam o zaman aşk olmaz, sevgi de paylaşılmazsa ölür”.
E karar ver, işine gelirse. Herşeyi deneyerek bulamazsın.
Ya sevdiklerimi, sevmediklerimden ayrı tutar faşist olurum yada defolur giderim arkadaş.
Elindekiyle az da olsa mutluysan tadını çıkarmayı bileceksin.
Zamanı gelir bir üst tura geçersin, bir seviye yukarıda oynarsın, kimbilir.
Yoook bana göre değil diyorsan oyuncu olamazsın, oyuncak olursun.
Geri dönüşümümüzü sağlayacak atık tesisleri, fabrikalar falan da yok. Yok olacağız yani.
Chaplin’in bir cümlesi herşeyi özetliyor aslında:
“Hayat dar alanda trajedi, geniş açıda komedidir”.
Ya geniş açıdan bak ve gülümse, yada dar alanda sıkış, tıkış…
Dar alan sevenlere bir uyarı!
Orada hayat hep itiş, kakış.

BİRAZ ZIRVA İYİDİR

Depresyona giriyorlar teker teker,

Çok zor diyorlar, acaba ne tedavi eder?

Onca güzellik var yanlarında, bu musibet ile izdivaç ederler.

Sıhhatleri vardır, bilmezler,

Kiminde para da çoktur, nası yenir bilmezler,

İpe, sapa gelmez mevzulara kilitlenirler,

Anahtarı bir kerize verirler,

Sonra deliricem of derler.

Alıp başlarını giderler,

Mekan mekan gezerler,

Yataklarına girdiler mi çıkmak nedir bilmezler,

Zaman hırsızı bunların hepsi.

“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.”

İlişme bana hastayım derler,

Kutu kutu pense, ilaçları içerler,

Zat-ı aktar olanlar bu işlere gülerler.

Bir kıtada açlık var, dolabında aşlık var

Robinson Crusoe ‘nun bile köle möle Cuma’sı var,

Bak hala sorup duruyor: Şu kocaman şehirde, benim nerde kimim var?

Bedeni terketmemişse o can, sonuna kadar yaşayacaksın.

Birileri senin hayatını çalıp yaşarken, sen birilerinin hüznünü taşımayacaksın.

Başlatma depresyonundan, hep şımarık mı kalacaksın!

Evet fazla ileti gitti bu şiir, bu bir,

İki ne diye sorarsan, boşver delidir şair.