KÜSTAH

Küstahsın, belki çok eğleniyorsun kışkırtmaktan.
Dürüst olduğun kadar varsın, onurunla, adınla, ruhunla.
Küstah olarak kazanacakların, küstah olmadan kazanacaklarının yanında sadece kayıptır.
Etraftan uzanan her ele “yıkadın mı” diye sorman,
kibirinle birlikte gö*üne sokulması gereken küstahlığı sadece biraz daha kalınlaştırıyordu.
Böylesi seni daha mutlu edecekse durma lütfen..
Sonrasında yüzünün alacağı şekli görmek için sabırsızlarnıyorum.
Kim bilir belki de bu sana kocaman bir uzay boşluğu kazandırır.
O zaman dilediğince karanlıkta kalma şansın olur.
Karanlıkta parlayacağını düşünüyorsan bu pekte hoş bir düşünce değil açıkçası.
Bilim dergilerinden birinde okuduğum kadarıyla zifiri karanlıkta parlayan tek şey idrardır.
Nasıl.. bu da hoşuna gitti mi?

T.C.v.z.c.l.r. ÜLKESİ

ozgecan-i-en-son-o-gordu--5312877

Psikoloji okuyordu, bir psikopat tarafından önce iffeti katledildi
sonra bir kaç psikopat elbirliği değil elpisliğiyle o çocuk bedenini katletti, kül etmek istedi.
“Neden” dedi Özgecan’ın ailesi, itin biri etek metek, laik sistem diye bir anda gündeme indi.
Onun cezası şimdilik kesildi. Peki psikopatların hükmü ne olacak?
Ya daha önceki yüzlerce taciz, tecavüz beraatleri ne olacak?
Hak dediğimiz şey nasıl yerini bulacak? “Otobüslerin rengi ne olsun” diyerek
cinsiyetleri ayıranlar, otobüse binme özgürlüğü korku filmi olmuş Özgecan’a ne anlatacaklar?
Onun duyulmayan çığlıklarına nasıl kulak tıkayacaklar? Kimbilir belki de zaten sağırlar.
Öte yandan bu psikopatların mahkeme evraklarında cinsiyetleri Erkek olarak yazılacak,
biz insan demezken birileri onları adam yerine koyup yargılayacak.
İnsan silüetinde bazı yaratıklar Özgecan’ı suçlamaya çalışıyor hala,
kendilerinin imanlı olduğunu ileri süren bazı sürüngenler.
Bu ülke sevmeyi artık bilmiyor, sevgiyi bulduğu an yok etmek için fırsat kolluyor,
herkes herkesi korkutuyor. Baksanıza ülkeye: Kim sevgi ile büyüse, acı ile yok ediliyor.
Aydınlar, kadınlar, bebekler, çocuklar.. Cehaletin laneti, kapkaranlık yarınlar.
İnadına sevin, oğlunuzu, kızınızı, annenizi, babanızı, sevgilinizi, kardeşinizi,
ne kadar evcil canlı varsa, dahası doğadaki herşeyi sevin inadına.
Gerçi bu ülkede rant için ağaçlar yakılıyor, otellerdeki insanlar da.
Geçmişte neler neler yandı, bugün de canımız yanıyor.
İnanın bana şu cümleyi kuran var:  “Dünya dönüyor”.
İşte senin gibi aptallar susuyor, zalimler vuruyor.
Böyle dönecekse dönmesin dünya, böyle sönecekse güneşimiz, hayır yansın, bizi de yaksın.
Özgecan da yandı, ailesi de yandı, hangimiz onlardan daha büyük, daha değerli ki korkup kaçsın.
İnsan denen canlı ünvanı devraldı, şeytan isimsiz kaldı.
Nefretle beslenenlerin ülkesi kaldı geriye, dökemezsiniz ne denize, ne de bir nehire.
Elele bu ülke akar lağım denen deliğe.
Hala anlayamadık; her birimizden bir parça bu ülke, bu dünya tamamı sırça.
Ne zaman bir yerlerde birşeyler kırılsa, hepimizin batar canına.

PS: Başlık iki kelime, sessizlerden oluşan ilk kelime. Seslerin duyulmadığı bir ülkede ne de kolay anlaşılıyor harfi harfine.

SOLUKSUZ HAYATLAR

Soluksuz yaşadığımızı sanıyoruz hayatı, doyasıya.

Acı, ekşi, tatlı binbir çeşit baharatlı.

Sonra bir bakmışız soluğumuzu kesen bir şeyler varmış.

Işıltılı çehre, kelamı kalem, bakışı alev,

biraz yaralı, üstelik ayna gibi, hammedesi pırıl pırıl yaldızlı.

Bir ritm sarar hayatımızı, adımlarımızı, o kurumuş dudaklarımızı,

yakıverir o donmuş parmak uçlarımızı.

Yavaşlayan tüm güzel yanlarımız, buz tutmuş tüm hazlarımız birer birer çözülüverir.

Laftan lafa kayarız, beynimizi yakarız, uzakara en yakın oluruz, akarız.

Saklanacak yer bulamayız, çırılçıplak bir ruhla, çemberin tam ortasında sırılsıklam yanarız.

Ölüme nispet edercesine, ölümsüzlüğe kastedercesine, yaşamak isteriz.

Soluğumuzu kesen, onu lime lime eden, onu yine bir eder…  kaybolur keder.

Soluklanırız yer yer, nefeslerimiz değer, o andır işte yeryüzündeki en parlak seher

Yüzlerdeki en büyük eser, tebessüm dediğimiz şaheser.

“AN”

An var akar, an var donar kalır. Bazen bir şeyleri alır, bazen bırakır.
En güzelide sıradan bir zaman olmayıp an oluşu.
Ansızın çıkıp gelen anlar var hani şu kocamanından umudu andıran,
en kocamanından bir gülüş bırakan.. sonrasını bile “an”da bırakan.
İşte ona denk gelirseniz anlarsınız ki ne çok şey varmış dünyada yaşamaya değer,
aklınızda cümleler başlar başında hep “meğer…
Hepimiz söyleniriz zaman zaman. İncinir, incitiriz hesap günü yokmuşcasına,
küçük hesaplarla, büyük anlar yaratmaya çalışıp kaybolur kimisi.
Hah ne gereksiz bir çaba. Yan yanayken yudumladığınız herşeyi,
aldığınız her nefesi, gözlerinizin değdiği her anı, ister acı ister tatlı saklayın,
kaldırın bir rafa, yaşayadığınız anların yanına bir anı daha.
Ha anı demişken öyle anı olarak kalsın yeri gelince kaldırdığınız raftan indirin demiyorum,
anılarında bir ömrü var.
Anları ölümsüzleştirmekte, harcamakta elinizde
ama unutmayınki harcadığınız bir an olursa,
o an gidipte başka birinin hayatında en güzel an olarak hayat bulabilir.
Ve O şansı başkasına verecekseniz kendinize hiç şans vermemişsiniz demektir.
Evet farkındayım bazıları “yine çok acımasız davranmış” diyor benim için.
Sadece zaman kadar acımasız, an kadar tatlı olmakta yarar var diyorum.