Evsiz Bir Adama Kazanan Piyango Bileti Vermek

Hemen ön yargılı olmayın. İyilikleri kendimize saklamak yerine tüm dünyaya yayılmasını sağlamak için anlatmak, hatta izletmek te gerekir bazen. Bu onlardan biri. Sadece 3 dk ayırın. Mutlu günler.

SAKLI DÜŞLER


Tanıdık ne varsa yabancılaşıyoruz. Biriktirdiğimiz ne varsa harcıyoruz.
Beslenmesi gereken ne varsa hayatımızda, karanlığı besliyoruz.
Saklı düşlerimizin ışığı gerek bize, naçiz bedenlerimizi tutuşturmak için,
Nefes için, haz için. Çin malı olmayan anlar için.
Karışmadıkça birbirimize, kördüğüm uyandık her yeni güne..
Açık görüş özgürlüklerimize, yarı kapalı hayal evlerimiz eklendi,
Bir tas emeksiz yemekle beslenen bir kaç edepsiz, hayatlarımızı hackledi.
Format dedi en akıllısı, en delisi.
Mekanikleştikçe unuttular aziz sarılmaları, kutsal öpüşmeleri..
Bildikleri en iyi şeyi yaptılar.. birbirlerine küsmeyi.
Küsüp bataklıklara düşmeyi, düşerken yanındakileri çekmeyi.
Yüksek düşüncelerimizi, alçaklara kaptırmadan yaşamalı.
Özgürlüğün çıplak çocukları olmak için belki biraz geciktik..
Fakat düşlerin zırhlı savaşçıları olmak için tam zamanı.
Saklı düşlerimizin ışığı ile naçiz bedenlerimizi tutuşturmak için.

TEK KELİME

Hepimiz yoka doğmuşuz, boka sarıyoruz çoğu zaman.
Varoluş nedenlerimiz çoğaldıkça batıyoruz. Yükümüz çok.
Oysa üç yada beş sebep kafi.
Sevgi, doyum, üretim, tüketim, huzur.. yoksa sonsuz huzur.
Olmak istediğimiz olamadıkça, alamadıklarımızın şuursuzluğu ayyuka çıkar.
Kırarız, inciniriz, vahşi bir üç tırnaklıdan tek farkımız savurduğumuz tehditlerimiz.
Akrep gibi kendimize saplarız, en sivrilerini. Saymayalım günleri, saatleri.
Erkeklerin hazla, kadınların nazla beslendiği bir dönemde neyin günü neyin saati.
Gereksiz yüklerden kurtulmalıyız. Soğuk bir duş, üç tırnaklı gibi de silkindikmi tamam.
Aristoya kafa tutacak değilim ama “insan düşünen bir hayvandır” cümlesindeki

tek kelimeye tutsak kalmışsak artık ötekine geçme zamanı gelmiş demektir.
Hayvanlığın lüzumu yok. Düşünmek gerek!
Evrime inananların da bildiği üzere artık kediler bile yer yer düşünebiliyor,
her ne kadar hala tırnaklarını sağa sola geçirseler de,
sıçarayıp kapı kolunu açıp özgürleşebilecek kadar düşünebiliyorlar.
Fark yaratacaksak düşünmekle işe başlasak pekte fena olmaz.
Eminim daha az can yanar, daha az kan akar, aşk daha az kalp kırar.
Başarabilirsek dünya cennete denk,
başaramazsak Yiğit Özgür’ün dediği gibi “o zaman dans, renk”.