İnsanlar madem kolay olanı seçmekte ısrar ediyor, bir de şunu deneseler ya.
İnsanlar madem kolay olanı seçmekte ısrar ediyor, bir de şunu deneseler ya.
Doyumsuzluğun sonu koca bir karanlık, yok oluştan öte kayboluşun ta kendisi.
https://soundcloud.com/known-to-be-lethal/quantum-known-to-be-lethal
Tek başına bir şövalyesin bu hayatta.
Savaşa ve kaderin tüm hilelerine hazırsın.
Kılıcını en güzel taşlarla beze, miğferini siyah parlak tüylerle süsle.
Gecenin içinde en karanlık sen ol, kimse görmesin seni.
Gündüzleri ışılda, öyleki seni güneş zannetsinler.
Meydanların yerini sokaklar almışsa eğer, çıkmazların olacaktır elbet.
Savur kılıcını yık tüm duvarları, savur kılıcını ürksün tüm düşmanların.
Yok etme hepsini, gittikleri heryerde namını onlar yayacaklar.
Öznesi sen, nesnesi onların olacağı hikayeler anlatacaklar.
Küçücük bir yüreğin beslediği kocaman tutkudan, bir dev gibi,
Yenilmeyen tanrılar gibi bahsedecekler.
Senden bahsedecekler. Seni sevenler kadar senden faydalanmak isteyenler,
Seni yok etmek isteyenler olacak… tıpkı daha önce olduğu gibi.
Onların, o zulmet düşünceleri, arzuları, onları ihan,
Seni bir cebel kadar yıkılmaz kılacak.
Bu savaş birgün bitmeyecek mi?
Kılıcım birgün ağır gelmeyecek mi, miğferim başımdan düşmeyecek mi birgün?
Diye soruyorsan şayet, hiç endişelenme.
Senin hiçbir zaman siyah parlak tüylerle bezeli bir miğferin olmadı,
En güzel taşlarla bezenmiş bir kılıcın olmadı.
En kötüsü, en acısıda ne biliyor musun?
Senin bir savaşın hiç olmadı ve tabiki hiçbir zaman bir şövalye olmadın.
Şimdi esarete biat etmiş ruhunla birlikte,
Kader dediğin o illüzyonun hilelerine ortak olduğun hayatını al ve ….
Zaman zaman sorarız iyilik mi kazanacak, kötülük mü???
Dedikleri gibi: hangisini daha çok beslersek o kazanır.
Bazısının ağzından ” o zaman aşkı besleyelim” cümlesini duymuştum.
Ne büyük bir hata!
Aşkmış…
Hep tatlı yanı gelir akla, midemizde hızla kanat çırpan kelebekler tabiri ile süslenir.
Siz hiç dünyayı kurtaran bir kelebek duydunuz mu?
Ya da çizgi roman dahi olsa kahraman bir kelebek okudunuz mu?
Aşk değil dunyayı, birçok zaman kişiyi bile kurtaramaz.
Hatta çokça yok etmişliği vardır.
Tıpkı Truvalı Paris’in, Sparta kralının eşi Helen’i kaçırması ile başlayan
Büyük Truva savaşı neticesinde koca bir şehri yok etmesi gibi.
Ayrıca günümüzde 3. sayfa haberlerinde okumuşuzdur.
Aşkın bünyesinde bunalım, depresyon ve türevi bir çok ruh hali mevcuttur,
Hatta buna mutasyonu bile ekleyebiliriz. Aşk bazılarını canavara, cellata dönüştürür.
Aşkına karşılık bulamadı intihar etti..
Aşkına karşılık bulamayınca öldürdü..
Ve aşkın fütursuzluğuyla gelen daha birçok yok oluş hikayesi.
3. sayfada 2. bir şansı olmayan insanlar.
Aşk acı eşiği en düşük olgudur.
Peki ya sevgi öyle mi?
Gerçek sevgiden bahsediyorum.
Karşılıksız olduğunda bile asaletini kaybetmeyen, insanı birden fazla düşünmeye sevkeden,
Ebediyetin en edepli hali, çıkarsız, duyarlı ve gerçek olan.
Aşk kadar kırılgan olmayan, güçlü, hücrelerimizi mutasyona uğrratmayan, aksine sağlamlaştıran.
Tek bir varlığa değil, hemen herşeye yetebilen kutsal bir hazine.
Canlı cansız herşeye yeten.
Tanrıya, birden fazla insana, vahşi yada evcil tüm canlılara, tüm doğaya.
Tanrının ve elçilerinin karşılık beklemeden sunduğu koca bir meyve tabağı,
Çeşitli, leziz ve her dem taptaze.
Dünyanın ihtiyacı olan tek kurtuluş projesi.
Sayısız tasarımcısı, işçisi, alıcısı olan.
Paylaştığımızda bencillik uyandırmayan belkide tek şey.
Acı veren herşeyin, tüm hastalıkların, düşmanlıkların, tüm zamanların, anların panzehiri.
Aşk mı?
Bazen tam bir “an” zehiri.
Sonsuz olabilmenin tek yolu: “sevgi”.
Kimbilir belkide “sev ki” den türemiştir.
Sev ki dünya güzel kalsın.
Dünyanın sonu gelecekse birkaç gerizekalı adam ve birkaç hırslı kadın yüzünden gelecek. Bu da bir tür doğal afet sayılır.