Şehr-i Orman

Bazıları için insanlara güvenmek zordur, bazıları içinse su içmek kadar kolay.. her ne kadar sonrasında üzerine su içmek zorunda kalsa da. Sanırım bu biraz yaradılış ile alakalı. Yeryüzünün her tür canlıya ihtiyacı var. Nasıl ki ormanlarda aslanından tut sırtlanına, lemurundan tut da yılanına kadar omurgasız sürüngenler  varsa, şehirlerde de durum buna benzer. Orman kanunlarına göre bu canlıların hepsinin bir görevi var. Tek tek bunları saymaya lüzum yok sanırım.

Gelelim şehir kanunlarına. Okul hayatından, iş hayatına kadar kazananlar genelde iyi eğitimli, iyi öğrenimli bireylerdir. Hadi bunlara aslanlar diyelim. Tıpkı orman kanunlarında olduğu gibi bu  tipler şehirde de bireysel takılırlar. Belli bir yada bir kaç gurubun lideridirler, onların yapacağı programlara icabet edilir, söyledikleri, giydikleri genelde onaylanır vs vs. Sayıca ortalamanın altındadırlar. Yine tıpkı ormanda olduğu gibi bunların yakınlarında da  ülke standartlarında öğrenim görmüş, fakat en önemlisi zayıf ahlaki bir eğitimden geçmiş bireyler bulunur. Bunlarıda sırtlanlar ve yılanlar olarak isimlendirelim. Sayıca fazla olsalar da doğada olduğu gibi korkaktırlar ve genelde sürü halinde gezerler. Lider kişinin iş yaşamında arkasını toplarken bir yandan da açığını kollarlar, yapılan en ufak basit hatada yardımcı olmak yerine, yapılan hatayı sağa sola yayarak ayaklı gazete vazifesi görürler. Lider kişinin sosyal ortamlarını sömürerek sosyal bir hayat kurar ve bunu kendi başarısı olarak görür. Her yeni tanıştığı kaliteli insan onun için sosyal bir mastürbatördür. Böylece bir türlü özümseyemediği alt kültürünü kamufle ettiğini düşünür ve kendisini lider kişinin kültüründen biri olarak hisseder. Yılanlar (omurgasız sürüngenler) her ortama uyum sağlama konusunda sırtlanlara göre çok daha yeteneklidirler bilirsiniz. İşte şehir hayatında da durum bundan farksız. Lider kişiye göre, ortama göre renk hatta şekil değiştirir. Vallahi ya. Bir keresinde çalıştığı iş yerindeki liderin en sevdiği renk yeşil diye saçına yeşil postiş takıp (postişi doğru mu yazdım bilemiyorum kızlar kusura bakmayın), yeşil lens takan gördüm ya. O da kendini sırtlan gibi suni yöntemlerle tatmin eder durur. Ta ki lider kişi (aslan) onları ayırt edebilecek kadar yükselene kadar. Malumunuz, yüksekteyseniz daha geniş bir alan görünür. İşte lider için bir avantaj daha. Artık sırtlanı, yılanı ve lemuru birbirinden daha iyi ayırt eder. Ve artık adaletin yerini eşitlik ilkesi alır.

Kimse bunlardan biri olmak zorunda değil. Bu sadece basit bir yazı. İsteyen komodo ejderi olur, isteyen karınca yada ceylan. Lemuru neden tarif etmedin diyenler olursa diye buyurun:

Yüksekler

Hüzün nedir? Maalesef iyi bilirim.
Hatta o kadar ki bazen başkalarına ağlarım.
Ağlarım ki kendime ağlama şanssızlığım hiç olmasın artık.
Hayata dair kazandığım hiç bir öğretiyi kimse benden alamaz.
Bazen en yakının hiç beklemediğin bir yakının gözünün içine baka baka yalan söyler,
yalan olduğunu bile bile ona inanmak istersin.
Emeğini alıp hiç eder. Sadece susarsın. Dedim ya kazandığım öğretiyi alamaz.
Pes etmezsin.
Hayatla savaşmak yerine, onunla dost olmayı öğrendiysen eğer,
fazlasıyla geri alırsın tüm verdiklerini, kaybettiklerini.
Siz yükseklere çıkıp çıkıp kimi zaman paraşütsüz atlamışsınızdır,
bazılarınız kanatları yardımıyla süzülmüş ve kısa bir ağacın dalına konmuştur.
Biraz soluklanıp tekrar yükseğe, daha yükseğe kanat çırpmıştır.
Sizler kadar yükseklere hiç çıkmadım belki. Bazılarınız gibi kanatlarım da olmadı.
Süzülüp konamadım.
Belime taş bağlanmış,kör düğüm atılmış,
yüksekten itilmişte olsam düştüğümde patlamış dudaklarımla,
kırılmış dişlerimle çözdüm o düğümü, fırlattım belime bağlanan taşı.
Şimdi bir daha yükselmek için, daha yükseğe çıkabilmek için yaşıyorum.
Kanatlarım yok evet ama çok iyi sıçrayabilirim.
Bir öncekinden daha iyi .. daha yükseğe.

“Yükseklik korkum var” diyenlere :
Tırmanırken aşağı değil, gökyüzüne bakacaksınız.
Ne de olsa tanrı da orada Nirvana da.