
Mucize
Çağımızın bir çok sosyal hastalığı var. Sosyal dediğimizde aklımıza ilk olarak sosyal medya ve uzantıları geliyor elbette. En azından bir çoğumuzun aklına ilk gelen şu zımbırtılar: Facebook, twitter, instagram vs. Gerekli gereksiz paylaşımların ruhsal tecavüzüne maruz kalırız. Mesela ben sıkça “öfffffff ya bunu neden paylaşmışki” dediğimde bir kaç yerim çoktan tacize uğramış oluyor, “hayır ya bunu görmek istemiyorum” dediğimdeyse birileri ruhumun üzerine zorla çıkmış, bastırıyor gibi hissediyorum. Bunun yanı sıra bir sürü saçma sapan reklam, bir sürü anlamsız, gülünç ve kimini ironinin ortasında cayır cayır yakan spiritüel mesajlar. Örnek mi istiyorsunuz. Peki. Mesela şu sosyal medya sayfalarında sıkça gördüğümüz diyet ürünleri ve diyetisyen reklamları. Janjanlı bir şişe içecek, altındaysa “şöyle kilo verdim, koca kıçım şöyle kurudu, iskeletora döndüm” gibi metinler. Peki o şişenin saçtığı zehir hakkında bir açıklama! Yok .
Aklınızın alamayacağı kadar yüksek oranda bir erkek kitlesi o koca kıçları beğeniyor oysa. Siz azcık göbeğe dikkat edin yeter, asker emeklisi levazım albayı Kemal amca formatına gelmesin kafi. Üstelik şu diyetisyenlerin yarısı neden şişman. İmam cemaat ilişkisine ne oldu. Örneklere bir de mesaj, mail örneği versem fena olmaz. Bu mesajlar nedense gün ortasında mail kutularımıza yada whatsapp mesajı olarak telefonlarımıza düşer. Mesajda “bu sene bilmem ne ayında 4 pazartesi -4 salı – 4 çarşamba..” falan filan. “Bu durum 900 yılda bir gerçekleşmekte olup..” bıdı bıdı bıdı. “Feng Shui ye göre bunun anlamı para çantasıdır. Bu mesajı 5 kişiye yada 5 gruba yollarsan bir mucize gerçekleşecek ve üç gün sonra zengin olacaksın” (bak bak grup diyor, nasılda güncellenmiş hokkabazlıklar, korkulur bunlardan). Üstelik bunun gibi mesajları alanların ve yollayanların yarısı adak adayıp, kurban kesen, oruç tutan yada oruç tutmayıp, kandilde, ramazanda içki içmeyen bir güruh. “Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz” deyimini kullanıp, salyangozu kabuğuyla mideye indirirler de haberimiz olmaz. Mucizeyi inandıkları şeyden değilde Feng Shui den beklerler. Ne oldu hani şirk koşmak günahtı. Sonunda zengin olmak vaadi barındırıyor diye inanmadığı halde bir mesajla şansını denemek neyin kafası yahu. İşte bu gerçek ironi. Zaten inanmadan yapılan hiç birşey başarıya ulaşamaz. Feng Shui felsefesine uygun yaşayan insanlar bu mesajları gönderenleri tanısalar muhtemelen gülmekten kasık krampları yaşarlar.
Bir mucize görmek isteyen herkes aynaya baksın önce. Reenkarnasyona inanlar da, inanmayanlar da bilsinlerki: O aynada gördükleri şey, mesajdaki bilmem ne ayındaki gibi 900 yılda bir gerçekleşmeyecek. Dünyanın varoluşundan beri yalnızca bir kez o aynadaki kişi olarak var olacaklar. İşte bu gerçek mucize. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, mucizeleri yok eden insan mucize bekler olmuş. Bu kafalarla daha çok bekleriz, sosyal sosyal keklenmeye devam ederiz.
Yüksekler
Hüzün nedir? Maalesef iyi bilirim.
Hatta o kadar ki bazen başkalarına ağlarım.
Ağlarım ki kendime ağlama şanssızlığım hiç olmasın artık.
Hayata dair kazandığım hiç bir öğretiyi kimse benden alamaz.
Bazen en yakının hiç beklemediğin bir yakının gözünün içine baka baka yalan söyler,
yalan olduğunu bile bile ona inanmak istersin.
Emeğini alıp hiç eder. Sadece susarsın. Dedim ya kazandığım öğretiyi alamaz.
Pes etmezsin.
Hayatla savaşmak yerine, onunla dost olmayı öğrendiysen eğer,
fazlasıyla geri alırsın tüm verdiklerini, kaybettiklerini.
Siz yükseklere çıkıp çıkıp kimi zaman paraşütsüz atlamışsınızdır,
bazılarınız kanatları yardımıyla süzülmüş ve kısa bir ağacın dalına konmuştur.
Biraz soluklanıp tekrar yükseğe, daha yükseğe kanat çırpmıştır.
Sizler kadar yükseklere hiç çıkmadım belki. Bazılarınız gibi kanatlarım da olmadı.
Süzülüp konamadım.
Belime taş bağlanmış,kör düğüm atılmış,
yüksekten itilmişte olsam düştüğümde patlamış dudaklarımla,
kırılmış dişlerimle çözdüm o düğümü, fırlattım belime bağlanan taşı.
Şimdi bir daha yükselmek için, daha yükseğe çıkabilmek için yaşıyorum.
Kanatlarım yok evet ama çok iyi sıçrayabilirim.
Bir öncekinden daha iyi .. daha yükseğe.
“Yükseklik korkum var” diyenlere :
Tırmanırken aşağı değil, gökyüzüne bakacaksınız.
Ne de olsa tanrı da orada Nirvana da.
Tanrı Parçacığı
Bugünlerde güzel haberler duymak, mutlu eden hikayeler dinlemek epey zorlaştı farkındaysanız. “Farkında olsak ne olacak, ne yapabiliriz ki” demeyin. Bunu yalnızca kendini hafife alan insanlar söyler. Kendini hafife alanların bir çoğu, ciğeri beş para etmeyenleri de fazlasıyla dikkate alanlardır, biat edenlerdir. Hele şu biat etmek nedir ya. Şimdilik küfür etmeyeceğim. Bu tip insanlardan hepimizin çevresinde bir miktar vardır. Kimisi kravatlı kostümlerin arkasına saklanmıştır, kimisi maddi imkanları yetmediğinden badem bıyığı, iki beden büyük kahverengi ceketiyle, kimisi döpyesi ve Louboutin papuçlarıyla. Kiminin dilinde arabesk, kiminin dilinde euro, dolar.. ikisinin ortak yanı: İçlerindeki yara. Şeytan diyor ki çarp ikisinin de ağzının ortasına. “Ya siz ne yapıyorsunuz” diye bağırıp şöyle iki sarsasım var bu gibi tipleri.
Gündemi sürekli gergin tutanlar, üzücü haberlere kaynak yaratanlar.. hepside gerçekten en adi canlılar. Sakın şuna gizli güçler falan demeyin ya. Ne gizlisi, ne gücü. Hepsi apaçık ortada. Göremediğiniz için gizli diyorsanız yalandan inandığınız, uğruna kanlı, kansız adaklar adadığınız Tanrı da mı gizli? Güç dediğiniz şey ne peki? Yetkiler mi? Para mı? Ünvan mı? Güç kendinizsiniz. Kendinize yetebileceğinizi, bir şeyler üretebileceğinizi farkettiğiniz an, güç sizsiniz. Tabi ki o biat edilenler istemez bunu. Ama siz isterseniz He-Man olun bana ne, en azından kötülere karşı savaşan iyi birini daha kazanır dünya. Fakat her biat edildiğinde iyi şeyler beklemek çok daha güç.
Çok inançlı olduğunu her fırsatta dile getiren bazı güç fukaralarının unuttuğu yada hiç bilmediği bir şey var ki; o da tüm kutsal kitaplarda yer alan şu cümle : “Ben sizi kendimden bir parça yarattım”, ” İnsanı kendi suretimde yarattım”. Cern de “tanrı parçacığı” üzerinde çalışılırken insana unutturulmuş, gerçekte kendisinin “tanrı parçacığı” olduğu. Hani derler ya ” aslansın, kaplansın yaparsın, göreyim seni” vs vs. gerçekten yaparbiliriz. Aslan, kaplan değiliz, insansınız tabiki. Adamsak, kadınsak. Gücüz biz, şayet bir olursak.

Hayal kurmak elbette harikulade bir şeydir.
Fakat bir hayal uğruna hayalet olmamalıyız.