BEN SADECE BİR İNSANIM

Ben sadece bir insanım! Mekanikleşen zihinlerin kölesi olamam, sıralı inançların gölgesinde kalıp da bir tek bir kalıpta yaşayamam, o şekilde yaşlanamam. Annemin kanatlarının altında hayata hazırlanmışta olsam doğum ile kordonum kesilmiş. Sonra gelip başkaları bana kordon yada benzeri bir şey takmaya kalkınca elbette bünye almıyor. Bünye kabul etmiyor. Beni suçlayamazsınız, ben sadece bir insanım. Acıkırım, acı çekerim, gülerim, uyurum, koşarım, severim, sevişirim, dürüstlük en iyi silahım olsa da yalan söyleyebilirim herkes gibi. Aksini inkar edip riya ile yaşayamam. O şekilde yaşayanları da yakınımda tutamam, bir tutam sahte tebessüme, aralarına karbon kağıdı konmuş ışıltılı yaşamlarına kanıpta hayatımı karartamam. Ben sadece bir insanım, rutinleri de olan, spontaneleri de seven, hazları da olan, başkalarının günahlarını almak yerine kendi günahları olan. Tercih edildiği gibi vazgeçilebilir olduğunu bilen..

Bir çoğumuzun tek ortak yanı belki de sadece kromozom sayılarımızın 46 olmasıdır. Ve yine bir çoğumuz, “ortak yanlarımız var” deriz, ortak yalanlarımız olduğunu bilmeden. Bildiğim yegane şey “ben sadece bir insanım”. Bir gün çok da olabilirim, yok da..

Aklınızı Kaçırın.. Uzaklara.

e007edcb4a399bfc63fe0e784a509a6d
Mülteci hayatlar yaşıyoruz aynı topraklar üzerinde,

göçebe gönüllerin yerleşik aşklarıyla, çıplak ayaklarımızla,

delik deşik hazların içi dolu gözyaşlarıyla..

Mavi ile yeşilin özlemine daha da yakınız artık

kanın kırmızısı ve irinin sarısıyla x,y lerin bilinmezliğine takılıp durdukça.

Aklımı kaçırmak istiyorum kimselerin bulamayacağı bir yere.

Özlemlerden ırak, yokluklardan bihaber,gülüşlerin hiç tükenmediği bir yere.

Nefeslerimizin kesildiği kadardır ömrümüz, kahkahalarımız kadar sağlıklı günümüz,

düşlerimiz kadar mavidir gökyüzümüz.

Herkese masmavi bir gökyüzü altında, sağlıklı, uzun ömürler.

Yada nasıl isterseniz işte.

Si(s)tem

 

Geçmiş ve gelecekte çok zaman geçiren insanlar; günü, anı kaçırdıklarını fark ettiklerinde iş, hatta işler işlerinden geçmiş oluyor, içleri geçmiş oluyor. Onlara çok ama çok üzülüyorum. İşte bunlar hep yarın sabaha çıkamamak gibi bir ihtimalin varlığından bihaber olmalarından oluyor. Oysa bu ihtimali bir dakika bile aklımızdan çıkarmamak gerek. Yok yok, her biri için oturup tek tek gözyaşı dökecek değilim. Fakat bana kalırsa bir çoğu yaptığı bir çok şeyi bırakmaktan korkuyor. Bağımlısı olduğu sisteme sövüp, içinde oturduğu cam kaleleri başına yıkılır diye endişe içinde tüm hazlarından vazgeçmiş, çalıştığı şirketi tüm pozisyonlarda tatmin ediyor, aç ruhlarını doyuramadan, diri bedenlerini masa çürükleri içinde bırakarak. Adına da “iş hayatı” diyorlar, çişlerini bile yapmaya zaman bulamadan.

Açık sözlülere hadsiz, argo kullananlara edepsiz demeyi öğrettiklerinden olsa gerek; dünyada ne kadar az sayıda natürel insan kaldı. O cam kalelerin bilmem kaçıncı katında kurtarılmayı bekleyen milyonlarca insan, maruz kaldıkları psikolojik baskıları sıradan bir küfürle bile dizginleyemezken, bu iş böyle olmaz, bu insanla bu iş yürümez diyemezken, dediği zaman dahi, legosuyla bile bir ev yapamayan, 3. sınıf yönetici egosuyla karşı karşıya kalabiliyor.

Geçerli sebepleri olmayan, sadece iş olsun diye bu sistemin içinde yer alan amaçsızlar, iyi insanların enerjisini sömürerek hayatta kalan asalaklar.. ki bunlar çoğunlukta, bu sistemi besleyen başlıca unsurlardır. Kurunun yanında yaşı da yaktırmakta üstlerine yoktur, yaralı parmağa dahi işemezler. Tabi ki zaman bulamadıklarından değil, çaldıkları enerjileri sakladıkları gibi onu bile kendilerine saklarlar bu asalaklar. Bunca iğrenç şeye katlanmaları için geçerli sebepleri olanlar elbette vardır. Ama her sebebin, bahanenin bir son kullanma tarihi olmalı, aksi taktirde sebebin, bahanenin kendisi, yaşadığınız hayatın ta kendisi olur.. geçmişte, anda, gelecekte. Ve yalnızca “an”da her şey elinizde. Geçmiş geçmişte, gelecek bilinmezde.