Tek Bir Harftir Özgürlük

212122

“Doğduğu yer değil, doyduğu yerdir insanın vatanı” sözü aslında ne kadar uzak samimiyetten, sıcaklıktan. Yaşanmışlıklarınız olan bir kenti bazen bir ülkeyi terkedip bilmediğiniz ya da kanınızda oksijeni dahi bulunmayan bir yerlerde karnınızı doyuracaksınız. Çok güzel para kazanıyorum o halde Çin, Tayvan, İtalya, Arabistan, Amerika benim vatanım. İtalya hiçte fena gelmiyor kulağa hmmm. Ya evet ama orada çocukluğumdaki gibi parklarda olan kaydırmayan kaydıraklar yok ki, simiiiiiitçeeaaa diye bağıran bir adam, eskiciii diye haykıran, süt mısır satan amcalar yok ki hiçbirinde. Hatta pamuk şeker bile yok caddelerde sokaklarda. Sağlık  standartları adı altında hepsi esaret içinde koca koca avm lerde satılıyor. Oralarda rüzgarlı havalarda küllüğünüze kimse birkaç damla su koymaz, ev telefonunuzdan arayanlar size “evde misin” diye sormazlar, kimse üzerinize kuş pislediğinde piyango al demez. Neden doğduğu topraklarda doymak bizlerin de hakkı olmasın. Bu sistemin parçası olmak isteyen, istemeyen herkese yetecek kadar para var, iş var aslında. Sadece kontrolü artık çok yanlış ellerde. En az beyin göçü veren aynı zamanda en çok göç alan ülkeler sırasıyla  A.B.D. , Kanada, Avustralya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Almanya, Fransa, İsviçre, İsveç, Norveç, vb.

Cumhuriyeti ister beğenin ister beğenmeyin, sizin derdiniz hala o kadar sığ mı!!! Kafanız basmıyor mu! Yüce bir insan çıkmış koca ülkeyi en zor şartlarda baştan yaratmış, düzen getirmiş, dirlik ve birlik sağlamış, sora da birileri çıkıp onu bozarken sessiz kalıyorsunuz öyle mi! Evet soru işareti kullanmıyorum çünkü alay ediyorum. E tamam şimdi soruyorum: Bu kadar kısa metrajlı mı hayat sizin için? Kurgusu bu kadar mı b*ktan ve kopuk, lanet olsun o kadar mı kıvrımsız beyniniz? Birbirimize sahip çıkmamızı , yardımlaşmamızı istemiyorlar, güçlenirsek, ekmeğimizi bölüşür, sevgimizi paylaşırsak sarılarak kocaman, çelik bir bilye olur ezeriz diye korkuyorlar, çok mu zor bunu kavramak? Savaşmamızı, rekabet edip tüm ruhaniliğimizden vageçmemizi istiyorlar, tüm aşklarımızdan, tüm hazlarımızdan. Kan, korku, kabus ve dahası için güdümleniyoruz. Uyuyoruz, susuyoruz kayboluyoruz. Kızmıyoruz alışıyoruz, tebessüm edip derin nefes alamıyoruz boğuluyoruz, birbirimizi çiğneyip tükürüyoruz, tüm değerlerimizi becermelerine müsaade edip, kayda aldıkları sahneleri izletiyorlar izliyoruz ve mastürbasyon yaparak kendimizi rahatlatıyoruz “ben iyim, işlerim iyi, rahatım, arabam var evim var” diyerekten. Afrika’da  5 yaşındaki çocuk, verdiğimiz verginin hizmet ettiği sistemin, ürettiği, sattığı mermilerle vuruluyor, babasının madende çalışırken ailesinin bir nebze daha iyi beslenmesini sağlamak için, saklamak istediği yarım gr’ lık o salak yüzüğe süs olacak olan pırlanta parçası için. Aç karnına rağmen pırıl pırıl bakan gözlerini yummasına neden oluyor, neden? Her gün bir tanesi çıkıp onlarca yalan söyleyip bizleri aptal yerine koyuyor ve birileri çıkıp hala onları koruyor. Hepsinin her yerinden irin akıyor, hepsinin dudaklarında yine kanın o acı tadı.

Önce bir ön savaşma, sonra soft darbeler ve gittikçe sertleşen tavırlarımızla kontrolü ele geçirsek ve istediklerini verip savaşabilsek. Olmaz mı? Sistem bozulsa, çökse, bir virüs gibi yayılsa özgürlük ve sokaklarda özgürce gezerken yanımızdan geçenlerin gülüşmelerini yakalayabilsek, gözyaşları yerine. Verebilsek ya şu istediklerini, belki alırız o zaman tüm dilediklerimizi, hakkettiğimizi düşündüğümüz paket tatilleri, kocaman gülücükleri, sıcacık kucaklaşmaları, apansız, umarsız buseleri. Benim anahtarlarım sizin kapılarınızı açmayabilir, siz elinizdekileri kilide sokup kırmayın yeter. Bir harf neler değiştirir biliyor musunuz? Sadece bir harf. Bizlerden çok daha küçük ve yalnız sandığınız tek bir harf. “C”esaretten bahsediyorum, esaretten kurtulmamız için.

Uçurum

Can yakıcı ne varsa unut! Farzetki uzak durman gereken hiçbir şey yok bu dunyada… ama bir düşün önceliklerin hangileri olurdu?

Günahlar mı? Erdemler mi?

Bana hiiiç sorma! Ben ikisinden de biraz alırım. Hayat dediğimiz bu üssün içinde her ikisinden de mevcut değil mi zaten…

Hayat bize ne kadar kötü gelmeye çalışırsa çalışsın, uçurumun kenarındayken bile sırıtıp arkana bakmadan patlat kahkahanı. O tüm kötü gelişleri ürkütür, işe yarar! Ancak dikkat et. Çok şiddetli bir kahkaha olmasın, yoksa dengeni kaybedip uçurumdan aşağı….